LGS 1.si Kim? Başarı mı, Sistem mi?
Birçok öğrencinin gözünü kırpmadan takip ettiği, her yıl sonucunda sosyal medya akışını ele geçiren, televizyonlarda saatlerce konuşulan “LGS 1.si kim?” sorusu, aslında sadece bir sınavın sonucu olmanın çok ötesinde. Her yıl birinciyi görmek, tabii ki güzel bir şey; ama işin arka planına bakınca, o başarıyı bu kadar kutsamanın ne kadar anlamlı olduğunu sorgulamak da lazım. LGS, Türkiye’nin eğitim sisteminin yansıması; yani bir başarı hikayesinin peşinden gitmek, biraz da o sistemin ne kadar kusurlu olduğunun göstergesi olabiliyor. Gelin, bu yılın LGS 1.si kim diye bakarken, başarı kavramının ne kadar çok tartışılabilir olduğunu irdeleyelim.
Güçlü Yanlar: 1. Sınıf Öğrenciler, Gerçekten “Başarılı” mı?
Öncelikle, kimseyi küçümsemek niyetinde değilim. LGS birinci olmak, elbette büyük bir başarı. İster istemez bir hayranlık duyuyorum çünkü bu çocuklar, gerçekten çok çalışmışlar. Anlık odaklanmanın ve zekanın bir ürünü olan bu başarı, elbette ilgiye değer. Zeki, azimli ve yüksek hedefleri olan bir çocuk, sınavda gerçekten başarılı olabilir. Hani şu çocuklar var ya, her zaman derler ya “işte o çalışkan, o tipik mükemmel öğrenci”, işte onlar. Bu çocuklar, sınav öncesinde uzun saatler çalışıp hedeflerine ulaşmışlardır. Bu noktada bir başarıyı kutlamak gayet yerinde olur. Ama bir sorum var: Bu başarı, sadece öğrencinin potansiyelini mi yansıtıyor, yoksa daha çok ailesinin ve çevresinin, hatta Türkiye’nin eğitim sisteminin ona sunduğu fırsatların bir sonucu mu?
Bir öğrencinin LGS 1.si olması, o öğrencinin bir sistemin ürünü olduğunu unutmamamız gerektiğini gösteriyor. Bu sistem, zengin ailelerin çocuklarına özel ders, dershane, kaliteli okul imkânları sunarken, düşük gelirli ailelerin çocuklarına ne sunuyor? Hangi çocuk daha fazla fırsata sahip? Yani başarı, büyük ölçüde fırsatlar tarafından şekillendirilen bir şey değil mi? Aile desteği, maddi olanaklar, özel dersler; hepsi o “başarıyı” belirleyen faktörler arasında. Çalışkanlık ve zekâ tabii ki önemli, ama bence burada “eşitsiz fırsatlar” daha fazla konuşulmalı.
Zayıf Yanlar: Sistemle Yüzleşmek Gerekmez mi?
Bu noktada biraz sertleşmek gerek. LGS 1.si kim sorusu, aslında tek bir çocuğun değil, bir sistemin başarısını sorgulamalı. Her yıl LGS’deki birinciyi görmek, Türkiye’de eğitim sisteminin doğru işlediğini mi gösteriyor? O kadar yıpranmış, öğütülmüş bir sistemi tek bir öğrencinin başarısıyla “tamam” demek ne kadar doğru? Her yıl birinciyi bulduğumuzda sistemin doğru işlediğini düşünüyor muyuz gerçekten? Çoğu öğrencinin sadece “yeni nesil” değil, belki de “öncekilerin” hatalarını düzeltememiş oldukları bir sistemde müthiş bir başarı gösterdiği kesin. Ama sistem, her şeyden önce bu çocukları sıkıştıran bir çarktır. Yani başarılı çocuklar sadece sistemi kurallara uygun oynayan oyunculardır.
Sınavın yapıldığı format, sadece “sınavı geç” mantığıyla düzenlenmişken, öğrenciler ne kadar eğitim aldıklarına ya da ne kadar bireysel gelişim sağladıklarına dair bilgi edinmiyorlar. Öğrencinin ne bildiği değil, ne kadar hızlı ve doğru yanıt verdiği ölçülüyor. Birçok farklı alanda yeteneklere sahip bir çocuk, sadece “puan” odaklı bir sınav yüzünden kaybedebilir. Hani şu “yavaş öğrenen ama çok yaratıcı” çocuklar var ya, işte onlar LGS sistemine dahil olduğunda gerçekten fırsat bulabiliyor mu?
Çok sayıda öğrenci, psikolojik baskı altında bu tür sınavlarda kendi potansiyellerini gösteremiyor. Çünkü sistem onlara sadece sınavı geçmeye odaklanmayı öğretiyor, öğrenmenin değil. İşte bu yüzden LGS 1.si olmak, sistemin ne kadar hatalı çalıştığını gözler önüne seren bir gösterge olabilir. Evet, başarılı bir öğrenci var ama bu başarıyı ne kadar doğru bir şekilde ölçüyoruz? Ve daha da önemlisi, bu başarı ne kadar sürdürülebilir?
Başarı, Kişisel Bir Efsane mi, Yoksa Toplumsal Bir Yapboz mu?
LGS 1.si kim diye sorarken, aslında başarmak ne anlama geliyor? Hepimiz, genç yaşta büyük başarılar kazanan insanları alkışlıyoruz ama sonunda ne oluyor? Bu çocuklar hangi zihinsel ve duygusal süreçlerden geçiyor? Topallayan eğitim sisteminde birinci olmak ne kadar tatmin edici olabilir? Belki de birinciliği kutlamak kadar, her öğrencinin nasıl bir yolculuk geçirdiğine de bakmalıyız. Örneğin, yıllarca harcanan çaba ve fedakârlıklar, sadece bu sınav için mi olmalı? Öğrenmenin, büyümenin ve gelişmenin tek yolu sınav başarısı mı olmalı? Sistemin zorluklarını göz önünde bulundurduğumuzda, gerçek başarı, sadece puanlardan ibaret mi olmalı?
Tabii ki eğitim hayatında başarıyı sadece akademik başarıyla ölçmek, çocukların potansiyelini dar bir kalıba sokmak demek. LGS 1.si kim sorusunun ardında daha büyük bir soru yatıyor: Gerçek başarı, öğrencinin sınavdaki başarısına mı, yoksa hayatta ne kadar mutlu ve sağlıklı bir birey olduğuna mı bağlı? Toplum olarak belki de “başarı”yı yeniden tanımlamalıyız. Sadece bir sınavda başarılı olmak, tüm yaşamın başarılı olduğunu gösterir mi? Bu başarıyı kutlamak güzel, ancak aynı başarıyı, toplumun genelindeki eşitsizliklerle birlikte değerlendirdiğimizde, ortada ciddi sorunlar olduğunu fark etmeli miyiz?
Sonuç: LGS 1.si Kim? Bir Kıyaslama mı, Bir Hikaye mi?
LGS 1.si kim diye sorarken aslında eğitim sistemini eleştirmenin, bu başarının ardındaki derinlikleri sorgulamanın da zamanı gelmiş demektir. Birinci olmak, bir çocuğun hayatını değiştirebilir, ancak sistemin her öğrenciyi aynı şekilde değerlendirmesi ve geliştirmesi gerektiği gerçeğini göz ardı etmek de bizi yanıltır. LGS 1.si olmak, sadece tek bir başarıyı ifade ederken, eğitim sistemindeki genel başarısızlıkları gözden kaçırmamamız gerektiğini unutmamalıyız.
Belki de bu başarıyı kutlamak kadar, tüm öğrenciler için daha adil ve eşit bir sistemin inşa edilmesine odaklanmalıyız. Ne dersiniz?